Sorbonne Doktoralı Halk Çocuğu; Yusuf Kemâl Tengirşenk-2

Murat Muslu

30.12.2019

91 Kişi Okumuş

0 Yorum

 
Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmail

Yusuf Kemâl, Askeri Heyetin bu kararından sonra Askeri Tıbbiye İdadisi’nin üçüncü sınıfına kaydını yaptırdı. Bu okulda da Kuleli İdadisinde olduğu gibi gizli cemiyetin faaliyetlerine katılıyordu. Bu tür faaliyetlerde bulunurken bazen yakalandığı oluyordu. Bu okulun üçüncü da sınıfını başarıyla tamamladı ve sene sonunda yapılan imtihanda birinci oldu. 1896 yılında o zaman Topkapı Sarayı’nın içinde bulunan Âli Tıbbiye’ye geçti.

Âli Tıbbiye’deki İnanç dünyasıyla ilgili araştırmaları daha da yoğunlaşarak devam etti. O zamanlar Âli Tıbbiye’de herkesin okuduğu materyalist Buchner’in birçok eserini okudu. Buchner’in meşhur Froce et matiere adlı kitabında; “Madde ile kuvvet bir cevherin iki yüzüdür. Bu yüzlerden birini yani hareketli demek olan maddeyi, hareketsiz hareket demek olan kuvveti, hareketsiz tasavvur edemeyiz. O halde cevheri hiç tasavvur edemeyiz.” Yazılı idi. Bu kitaplar sayesinde; Tanrı’nın ne olduğunu tasavvurdan aziz olduğu hakkındaki imanını artırdı.

Âli Tıbbiye’de birinci sınıfın yaz tatilini Kastamonu’daki ağabeysi Nuri Bey’in yanında geçirdi. Ağabeysinin yanına giderken hediye olarak onun beğeneceğini ümit ettiği İncili Çavuş vb. gibi yayınlar götürdü. Nuri Bey, çok memnun oldu ve söz konusu yayınların kahvehanelerde de okunmasını tavsiye etti. Y. Kemâl ve ağabeysi Nuri Bey’in gayretleriyle Kastamonu’da Cemiyet’in ilk temelleri atıldı. O zamanki Kastamonu Valisi, Y. Kemâl’in bu çalışmalarından memnun kalarak kendine ağabeysi Nuri Bey vasıtasıyla beş altın gönderdi

Kastamonu’dan döndükten sonra Tıbbiyenin ikinci sınıfında sınıf birincilerine tanınan hak olan öğretmen yardımcılığına Jeoloji dersine talip olarak bu görevi yürüttü. Zaman zaman Y. Kemâl ve arkadaşlarının aklından şöyle bir proje geçerdi; Tıbbiye’nin bir tarafında elektrik cihazı yapıp enerji meydana getirmek ve bu enerjiyi herhangi bir nakledici ile Ramazanın on beşinde Hırka-ı Şerif ziyaretine giden Sultan Abdülhamid’in arabasının üzerine atmak veya Padişahın geçtiği köprüyü dinamitlemek

Tıbbiye’deki bu olaylardan sonra sorgulama esnasında hocası Mahmut Hakkı Paşa’nın tavrı kendisini çok üzmüştü. Hocası Ona şunları söylemişti “Ah ne zaman seni Fizan’a gitmiş göreceğim.” Y. Kemâl, okul idaresinin kendisi hakkındaki tavrını ve ayrıca aldığı istihbarat sonucu kendi durumunu iyi görmüyordu.Tıbbiye’den ayrılmayı ciddi olarak düşünmeye başladı.

Çünkü parmakları hareket etmiyordu. Y. Kemâl bütün bu ihtimalleri dikkate alarak Tıbbiye’den ayrılmaya karar verdi.

Bunun üzerine 1897 yılında parmaklarının hareket etmediğini gerekçe göstererek askeri doktor olamayacağını belirten bir dilekçe ile idareye müracaat ederek ihracını talep etti. Y. Kemâl’in bu müracaatı üzerine talebi uygun bulunarak “parmakları hareket edemez binaenaleyh askeri doktor olamaz” şeklinde malulen Tıbbiye’den ihracına karar verildi.

Tıbbiye’den ayrıldıktan sonra gözden uzak olmak için Kastamonu’da bulunan ağabeysi Nuri Bey’in yanına gitti. Orada Hukuk Mektebi’nin imtihanlarına hazırlandı. Bu okulun imtihanlarına girebilmesi için Arapça grameri öğrenmesi gerekiyordu. Nuri Bey’in temin ettiği bir hoca ile Sarf ve Nahve çalıştı.

Y. Kemâl’in diğer ağabeysi Abdüssamed’in Boyabat’taki Ziraat Bankası’nda çalışıyordu. Abdüssamed Bey, işlediği bir suçtan dolayı cezaevine girmişti. Bunun üzerine Y.Kemal Bey, Boyabat’a döndü. Burada bir yıl kadar memur olarak çalıştı.

Boyabat’ta bir süre çalıştıktan sonra Cide’de sürgün olan Nuri Bey’in yanına uğrayarak hukuk imtihanlarına girmek üzere İstanbul’a gitti. 1901 yılında Hukuk Mektebinin imtihanlarına girdi ve imtihanı kazanarak okula kaydını yaptırdı. Okula devam ederken çalışmak zorundaydı. Fakat uzun bir süreden beri iş bulamıyordu. Boyabat’tan getirmiş olduğu şahsi eşyalarını birer birer satıyordu. Hatta seccadesini bile satmıştı. Yemek ve kira için paraya ihtiyaç vardı. Fakat Y.Kemâl Bey, kendisine iş bulamadığı için para ciddi şekilde para sıkıntısı çekiyordu. Babasının yeteri kadar parası olduğu halde yardım etmiyordu. Ağabeylerinden birisi cezaevindeydi diğeri ise ancak kendisine yetecek kadar para kazanıyordu. Ayrıca Nuri Bey, sürgünde olduğundan sıkıntılıydı. Bütün bu gelişmeler karşısında, bunalıma düştü.

Y.Kemâl, Aksaray Caminin karşısında 30 kuruşa kiralamış olduğu ve yalnız başına kaldığı odada mangal kömürünün zehriyle intihar etmeye teşebbüs etti. Fakat arkadaşları tarafından kurtarıldı.

Bu sırada, çok sevdiği annesini kaybetti. Bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen yılsonunda yapılan imtihanında yine birinci oldu. O günlerde İstanbul’a gelen babasının Çapakçur’a kadı olarak tayini çıkmıştı. Babası,tatilde kendisiyle birlikte Çapakçur’a gelmesi halinde bir yıllık tahsil parasını vereceğini vaat etti. Y .Kemal de bunu kabul ederek babasıyla birlikte Çapakcur’a gitti ve yaz tatilini orada geçirdi.

Burada babasının yanında bir ay kadar bir süre kalarak bilgisini artırdı. İstanbul’a döneceği zaman daha önce söz verdiği için babası, Kemâl’e 15 altın verdi. Hukuk Mektebi’nin ikinci sınıfına devam ederken diğer taraftan da Yahudi Mektebi’nde hocalık yapıyordu. Fakat maaşı az olduğu için yeni bir iş de arıyordu. Nihayet Sabah Gazetesi’nde üç ay denenmek üzere işe kabul edildi.

Son sınıfın dersleri bittikten sonra gazeteden ayrıldı. Sabah Gazetesi’nden ayrılmadan önce ağabeyisi Nuri Bey’den kendisine yardım yapacağı konusunda taahhüdünü almıştı. Sabah Gazetesi’nden ayrıldıktan sonra yıl sonu imtihanlarına hazırlandı. İmtihanda mecelle dersinden en yüksek puanı Y. Kemâl aldı. Hukuk Mektebi’nden mezun olan 134 kişi arasından üçüncü olarak 4 Ocak 1905’de 18. dönem olarak aliyyül-âlâ (Pekiyi) derece ile mezun oldu.

Devam edeceğiz…

Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmail
İlgili Terimler :

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

KÖŞE YAZARLARI

Boyabat'ın ilk yerel sitesine

Hoşgeldiniz

BOYABAT.COMTüm Yazarlar İçin Tıklayın

buraya tıklayınız



BOYABAT.COM